Çarşamba, Mayıs 20, 2009

90



Eskiden… çok eskiden.. eti cin’ler bu kadar küçük değildi… hatta utanmadan onlara “lokmalık” diyen bir zihniyet de yoktu. Eti puf pasta taklidi yapmazdı. Gordon Milne vardı. Hülya Avşar kazağını yüksek belli kotunun içine sokardı. Jon Bon Jovi şimdikinden daha yaşlı görünürdü. Saçlar kabarık pantolonlar dardı.

Biz işte o zamanlarda, üç yumurtayı sütle çarpan kuzucuklarıydık Adile Teyze’nin her gece 9’da yatmaya programlı. Hisseli harikalarının kumpanyasında oyuncuyduk fark etmeden. Örgütlenebilme güdüsü ta o zamanlardan kalmadır bizde; biz Voltran’ın kolu bacağını birleştiren bedenlerdik çaktırmadan. Clementine’in balonunda savaştık, uçan kaz’ın sırtında yüktük. Aramızdan “adam gibi erkek” çıktıysa He-Man etkisi vardır elbet bir yerlerde. Her kız hala biraz Erol Evgin’e aşık – ve ben yaşlandım bu adam hala aynı der – ve o kızın kulağına taktığı kirazları küpe sanmışlığı vardır elbet o zamanlarda.

Bir ağaçtan düşmüşlük vardır o kızda.

O kız illa ki en çok babasına aşıktır.

O kızın babası illa ki ölmüştür.

Kız ve erkek demeyelim, feminist bir kimlik almayalım, hiç gerek yok. “İnsan” diyelim unisex olsun. Acıtmayalım kadın kısmını, öldürmeyelim babaları gerçekten hiç gerek yok. Sil baştan şimdi – şarkıdaki gibi- dönelim düştüğümüz ağaçlara kız erkek demeden. Ne de olsa aynı dönemin erkeklerinin de bir ağaçtan düşmüşlüğü vardır değil mi? ( evet her cümlede bir mecaz yatmakta ama anlamayın diye açmıyorum, yoksa ağaçtan düşmenin sonu yok, biliyorum )

“Eski” diyorum….Memleketin illerinin 67’den ibaret olduğu yıllar. Trenlerin daha pis, uçakların daha pahalı, ama kamyoncu lokantalarının en güzel fasulyeyi sunduğu zamanlar. İşte o zamanlar eti cinler gerçekten daha büyüktü. Çokomel kağıtları tırnakla düzleşir defter aralarına girerdi. Herkesin defteri işte o yüzden – ve sırf o yüzden işte – hep biraz çikolata kokardı. Üstüne yazılıp çizilen bir “içi ağlayan kırmızı burunlu palyaço” idolü vardı. Kimilerinin çikolata kokulu defterlerinde o palyaçoların resimleri vardı. O imgenin sadece defterlerinde kaldığı çocuklar şanslıydı. Defteri çikolata kokan o çocukların daha önceden “kalpleri kadar beyaz sayfalarla” dolu hatıra defterleri vardı. Sepet sepet yumurtalarla doldu, biz birbirimizi unutmadık.

En fazla büyümüş olabiliriz bilemiyorum. Derler ki 30 -35 olduk. Biraz yaşlandık, biraz da yaş aldık. Dere tepe gidebilenlerimiz şanslıdır biraz daha, düz gidebilmek garantisi olmasa da. Can sıkıcı Nasreddin Hoca fıkralarıdır sebep, hala amaçsızca göle maya çalıyorsak bir yerlerde. İki arada bir derede kalmış, bencilliğiyle dost, “x generation” tadında, ne öncenin ne sonranın anlayabildiği bir nesil olmuşuzdur. En yabancımız bile iyi tanırız birbirimizi, tek kar da bu olsa gerek. Bir de bizim yediğimiz eti cinler gerçekten çok büyüktü.

Domatesler biraz daha domates gibi kokardı, benim o zamanlar çileğe alerjim vardı, bayramlar biraz daha bayramdı ve ben o zaman da sevmezdim bayramları. O zaman babam da vardı. Göztepe parkında bir lunapark, o parkta bir de dönme dolap vardı. Enginar sevmezdim o zaman, aptaldım. Tek derdim optik okuyucuya taşırmamak için kastığım cevap şıkları, bir üçgende görmeye çalıştığım paralellik idi. Sanırım annem babamı severdi. Sanırım İstanbul o zaman daha güzeldi. O zaman en büyük şeyler eti cin idi. Düşün şimdi, senin kalbin hala defterinin sayfaları kadar temiz mi…….

Pazar, Mayıs 17, 2009

...

sevgili kuzucuklarım
bahar diye bilinen mayıs ayı gayet sıcak geçmekte ve benim bu duruma bir itirazım yok :)
bu kadar boktan bir başlangıçla bu yazı nasıl biter onu da bilmiyorum netekim yazdıklarımı bir daha okumadan "publish post" olayına giriyor kurtuluyorum....
neler oluyor dersen..
1. kankito Italya'ya gidiyo.... gelirken ya adam getir dedim ya ona muadil bişi.. ( adam muadili ne ola ki.. hahaha )
2. üç gün önce falan "kendine yakışanı yap" uyarısı aldım eski sevgiliden.. vay be.. tey tey bee.... bi tek bana lazım demek bu ivedi uyarı.. demek bütün dünya kendine yakışanı zaten yapıyo.... demek o da kendine yakışanı yapıyo.. demek ki o hıyarlıklar ona yakışıyo.... demek ki o bi hıyar... - bak bu çıkarımları ben yapmış gibi görünüyorum ama sadece düz mantık ve lafı eden kendi... heheeh-
3. okulda Cambridge sınavları yaptık.... sabah tahta bile temizlenmemiş dediğim okul müdürünün ardından fırlayan sınıf öğretmeni teyzemizin "gelip kendin silseydin o zaman" uyarısı da epey güldürdü... ya kankitom kızma da.. yaaaa bu sınfı öğretmenlerine ya bi format atılsın ya da bunların emeklilik yaşı zorunlu olarak 45'e indirilsin... çekilmiyor ablacım... tamam teyze, tama sen yeter ki sus pörtletme gözlerini.....
4. mayıs sonu gene istanbul........ bu sefer acımak yok :)
5. bu sefer acımak yok diyom.... :)

Cuma, Mayıs 08, 2009

devir haftaları birer birer.....


hey ho let's go...... ben demesem de... the weeks come and go.......
mart'ı beklerken mayıs oldu....... günler böyle hızlı geçer gider oldu....
bak son zamanlarda neler oldu....
  • istanbul oldu..... her zamankinden farklı şekilde.... çalışıldı falan... üç gün iki gece geçirildi.... barış'tan ne kadar sağlam bir dost olabileceği bir kez daha anlaşıldı...
  • ece ile tanışıldı.... gece geç saatlere kadar tophanede bir evde.... tv'de bisiklet yarışı eşliğinde.. yarı yerde yarı kanepede.... biraz dün biraz bugün konuşuldu... ne kadar güzel ki.. hiç yarın'dan bahsedilmedi.... çok güzel bir salata yendi... sıcak insanın iyiliği hissedildi... bir de yükseleni aslan olan koç kadını analizleri beni bile şaşırttı.. evet evet o benim:)
  • istiklal'de yağmurlu bir mayıs sabahı dost bir elin taşıdığı şemsiyenin altında alışveriş yapıldı.....
  • kaymaklı ekmek kadayıfı komasına girildi.. özsüt'te insanların ortasında bebeğinin bezini değiştiren ve ortamı bok kokusuna boğan ebeveyn taklidi yapan iki odunla tartışıldı....
  • mecidiyeköy'e gidildi... mecidiyeköy'de uyundu... uyanıldı...
  • canımı sıkan bir insan daha alenen hayattan atıldı... hem de.. pardon canım sıkıldı... ben gidiyorum ve bir daha buraya gelmeyeceğim diyerek... tey tey kızım sana tey tey.... düşünülmedi bile... acaba üzdüm mü diye....
  • kadıköy özlendi.... gidildi... çok güzel bir alışveriş sonrası.... kargada içilen long island iced tea eşliğinde kankito ile uzun bir telefon konuşması......
  • bostancıya uğrandı.... orda yaşayan bir arkadaş arandı... dur orda kıpırdama geliyorum diyen bünyeye hürmetle deniz otobüsünün kalkmasına 10 dakka kala hızlı bir hasret giderme yaşandı:)
  • ve o deniz otobüsü denizin ortasında bir müddet bozuldu... yandaki yaşlı kadın ufak bir komaya girdi çıktı.....
ve istanbul sonrası.............

  • hafta başından beri oğlak yiyelim piknik yapalım muhabbeti dönüyordu lisede.... tamam arkadaşlar o hayvandan yemem ama rakı varsa elbet ordayım.... yani olay hamit olunca 20 kişi bir günde nasıl organize oluyor.... :) çarşamba günü hava güzel... ok gidiyoruz... ben hayvan yemem abi.. tamam sen gel sana başka şeyler alırız... toplaş üç kişi migros ekibi... bin tane domates hıyarto.. meze vs.... sonra okul müdiresinin evine varış.... nuray ve ben mutfağa geçer.. zaten benim girmemle hocam mutfaktan seslendi: dideeemmmmm.... gel buraya salata yap:) yaparım müdürüm amirim.... o sırada ahmet dolanır durur... ne bu denetleme ekibi mi:) o sırada salata olayı bitti.... hım ne yapılacak şimdi.. nihat enişte geldi... tamam bi araba gidelim... hayvan alınacak edincikten daha.... doluş tekrar... ama var ya.... yani arkada oturuyodum dobloda... bagaja hayvanın ( tandırdan çıkmış iki tepsi oğlak ) girmesiyle bi lokal anesteziye maruz kaldım resmen... ben "boooooooooooo" derken ahmet'in "oooooooh" demesi de bir hayvana bakışın ne kadar farklı olabileceğini gösterdi:)
  • sırayla piknik yerine varıldı..... 3-4 saat boyunca denizin kenarında... yenildi içildi... ertesi gün okul yokmuş gibi:)
  • veeeeeeeeeee...... haftanın olayı.... odada oturuyorum dahili telefon.... pek de kıçımı kaldırmam aslında telefona netekim bi on metre falan ilerde.. ama kalkmış bulundum...
- didem hanımla görüşecektim..
- buyrun...
- didem ben özlem....
- hangi özlem..
- erzurumdan.. ( nasıl yani hani şu ordaki herkesin hayatını mahveden... insanları işinden eden.... hayatta ciddi nefret ve kin beslediğim 2-3 kişiden biri.. hani diyorum.... insanların bir dağ başında kurdukları hayatın darmadağın olmasındaki koca parmak.... namusuma laf eden manyak.. dostlarımı ağlatan manyak.... )
- efendim özlem... ( bu arada bu hatun buralardan bi yerden.. tüm yaz dua ettim bi yerde karşıma çıksın da ağzını burnunu kırayım diye )
- öncelikle seni tebrik ediyorum didem okuldaki konumun için.
- teşekkür ederim
- şimdi ben bu okula bi başvuruda bulundum... sonra benim cv'de erzurum olunca tanıyor musunuz falan.... beni istanbul'dan sana yönlendirdiler.. önce didem hanımla görüşmeniz gerekiyor kendisinden randevu almalısınız dediler...
- pazartesi gel.. 3.30da..
- şimdi ben izmirdeyim.. pazartesi orda olurum..
- ok..
- ha didem... şunu söyleyeyim.. orda olmanı kendim için bir avantaj olarak görüyorum...
- hoşçakal özlem...

  • vay be.. vay be... vay beeee..... yani ilahi adalet inancım kuvvetlidir ezelden onda bi sorun yok.... bir şeyi çok istediğimde de hep olmuştur.... benim gerçekten canımı acıtanların canının acıdığına da hep tanık oldum.... ama bu çok çabuk oldu... mügeyi aradım hemen... "yuh ... nasıl aradı seni bee.. yüzsüz".... sonra küçük bir mail trafiği erzurumdan edinilen dostlarla.... anında gelen yanıtlar hep benzer.." manyak olduğunu biliyorduk da.. bu kadar mı manyak".....
  • okul müdürüne anlattım.. hiç çağırmasaydın dedi.... yok gelsin.... gelsin.... beni ve sevdiklerimi acıtan, hayatlarını dağıtan, onları işlerinden olduran kadın iş görüşmesini benimle yapsın....
  • ve yarın.. güneşli olacağını sandığım bir ctesi sabahını okulda geçireceğim için yüreğim parçalanmakta.. bursluluk sınavı sağolsun :(
  • pazar günü için koşmak.. top oynamak.. bisiklete binmek.. bora ile fayans süslemek.... nuni için muhteşem bi analar danalar günü hazırlamak gibi planlarım var.....
  • ptesi haytamın doğumgünü..... 9 yılımın en büyük kazancı.. hayatımın miladı... iyi ki doğacak...
ve sounç:

  • can yakmayacaksın.... vicdanı rahat yaşayanlar bunun verdiği huzurdan anlayabilir ancak rahatsızlığın vereceği sancıyı....
  • ve can yakmayacaksın...
  • ve bile bile can yakmayacaksın... bir şeylerden korkun olacak hayatta....
  • dünya küçük ..... acaip küçük....
  • dostlar güzeller... güzel oldukları için dostlar...
  • bir kadın sevdiği adam için her şeyi yapabilir.. ama bir erkek asla yeterince sevemez....
  • ve... bile bile can yakmayacaksın..
  • insan eksiltmeyi bileceksin icabında...
  • huzur... iç huzur.. var ya... o var ya.... neyse..

ps: ve sen.. er oğlu er..... sustuğun ne varsa büyüsün içinde......
 


almost human © 2008. Design by: Pocket